Türk savunma sanayiinin geliştirdiği yerli ve milli sistemler küresel çapta dikkat çekmeye devam ederken, Baykar'ın attığı uluslararası adımlar Avrupa’da yeni bir dönemin kapısını araladı. Özellikle Bayraktar TB3’ün Türk-İtalyan iş birliğiyle Avrupa sahnesine ‘Astore Levante’ adıyla uyarlanması, kıtadaki savunma dengelerini sarsarken komşu ülke Yunanistan'da geniş yankı buldu.
Edinilen bilgilere göre, projenin ilk partisinin üretimine başlandı ve sistemlerin yıl sonuna kadar İtalyan kullanıcılara teslim edilmesi planlanıyor. Kısa pistli gemilerden otonom kalkış ve iniş yapabilme yeteneğiyle öne çıkan bu gelişmiş platform; keşif, gözetleme ve istihbarat görevlerinin yanı sıra akıllı mühimmat entegrasyonuyla etkin taarruz operasyonları da yürütebiliyor. Görüş hattı ötesi haberleşme kabiliyetleri sayesinde uzak mesafelerden operasyonel esneklik sağlayan sistem, uluslararası alanda stratejik bir güç olarak konumlanıyor.
Uzmanlar, Türkiye’nin insansız sistemler alanında kara, hava ve deniz unsurlarını entegre edebilen dünyadaki öncü ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Baykar öncülüğünde başlayan bu dönüşümün, İtalyan savunma devi Leonardo ile yapılan ortaklıkla birlikte sivil havacılık dahil birçok sektöre yayılma potansiyeli taşıdığı ifade ediliyor. Bu durumun, Türkiye'nin savunma teknolojilerini 'Avrupalılaştırılmış bir kimlikle' küresel pazara sunmasının önünü açtığı belirtiliyor.
Öte yandan, Atina merkezli bazı basın kuruluşlarında yer alan analizlerde, bu iş birliğinin Avrupa Birliği savunma mimarisi için yeni bir tartışma başlattığı öne sürüldü. Bayraktar teknolojisinin Avrupa pazarına açılmasını 'Truva atı' benzetmesiyle değerlendiren bazı çevreler, bu durumun Ege ve Doğu Akdeniz'deki dengeleri Türkiye lehine değiştirebileceğinden duydukları endişeyi dile getirdi. Yunan kamuoyunda ve basınında, Türkiye’nin savunma sanayiindeki bu hamlesinin stratejik bir meydan okuma oluşturduğu iddia edilirken, ülkenin diplomatik girişimlerini artırması gerektiği yönünde çağrılar yapılıyor.
Savunma ve strateji uzmanları ise Türkiye’nin hedefinin bölgesel sınırların ötesinde, küresel ölçekteki güçlerle rekabet etmek olduğunu vurgulayarak, atılan adımların doğru bir stratejik istikamette ilerlediğini belirtiyor.